1. Proje Ödevi

1. Göç, Türk Dil Kurumu sözlüğünde “ekonomik, toplumsal, siyasi sebeplerle bireylerin veya toplulukların bir ülkeden başka bir ülkeye, bir yerleşim yerinden başka bir yerleşim yerine gitme işi, taşınma, hicret, muhaceret” olarak tanımlanmıştır. Kavimlerin ve dini cemaatlerin göçlerinden tutun da ailelerin bir evden başka bir eve göçüne, hatta kuşların bir coğrafyadan başka bir coğrafyaya göçüne kadar her bir göç, insan zihninde müspet veya menfi pek çok iz bırakmıştır. Göç olgusu tarih, coğrafya, arkeoloji, sosyoloji, psikoloji gibi pek çok bilim alanının araştırma konusu olmuş; edebiyat, müzik gibi sanat alanlarının önemli temaları arasında yerini almıştır. Evdeki televizyonun göçü (yerinin değiştirilmesi) bile evin tüm havasını değiştiriyor iken, canlıların topluca göçünün oluşturacağı etkilerin yekûnu herhalde muazzam olacaktır. Bu da göçün, birbirinden farklı pek çok bilim ve sanat alanını neden ve nasıl etkilediğinin bir açıklaması olarak kabul edilebilir. Gelişen iletişim araçları (internet, televizyon, sinema) sayesinde göç kavramı da günümüzde evrilmekte. Artık “insanların göçü” yerine “bilginin insanlara göçü” şeklinde ifade edilebilecek bir göç olgusu ile karşı karşıyayız.

http://www.sdplatform.com/Dergi/982/Goc-ve-muzik.aspx

Tarz: Tanım

Bir konunun spesifik başka bir konuyla ilişkisinin işlendiği yazılarda  (Göç ve müzik'te olduğu gibi) genelden özele doğru gitmek ve önce genele dair tanımlama yapmak güzel ve etkili bir yöntem bence. 

2. Bu yazıyı ele almadan önce şunu düşündüm: Türkiye’de artık yenilikçi ilaç veya “milli ilaç” diyebileceğimiz, bizim de bir ilacımız olabilir mi? Bunun için bir altyapı hazır mı? Yeterli derecede ilaç keşfinden tutun da Faz-I den Faz-III’e kadar ilaç keşif ve geliştirme çalışmaları yapabilecek kapasitede yeterli araştırmacı bilim insanı, akademisyen kaynağı ve donanımlı tesisler var mı? Ya da en azından bu tesisleri oluşturabilecek bir altyapı hazırlığı var mı? Yazımda bunlarla ilgili çalışmalara bakmak, detaylı verilere analiz etmek, ayrıca ilgili kurum ve kişilerin katkılarını ve son olarak bu konudaki şahsi düşüncelerimi aktarmak istiyorum.

http://www.sdplatform.com/Dergi/800/Turkiyede-yenilikci-ilac-icin-yol-haritasi.aspx

Tarz: Soru sormak

Soru sorarak başlanması yazının ilgi çekiciliğini artırıyor. Okuyucu konu ile ilgili fikir sahibi olmasa, konu üzerine hiç düşünmemiş olsa bile hemencecik düşünmesini sağlıyor hem de yazının okunabilirliği baştaki soru ile artırılmış oluyor. 

3. İnsanlık tarihi az veya çok önem taşıyan icatlarla doludur ve icat denilince aklımıza hep teknik gelişmeler gelir. Teknik yönü de olmakla beraber en önemli buluşlardan biri anestezidir. Modern insanın başlıca korkularından biri olan anestezi, cerrahi müdahaleyi mümkün kılarak insan ömrünü uzatma ve yaşam kalitesini arttırmada bir dönüm noktası olmuştur. Buluşumuz şöyle gelişti: Güney Amerika yerlilerinin beyaz adam ile karşılaşması onlar için felaketle sonuçlandı ama Batılı modern insan yok ettiği her kültürden fayda devşirmeyi bildi. Amerika’nın fethi sadece altın, gümüş, domates, patates değil, “kürar”ın da kazanımını sağladı. Yerliler bu maddeyi oklarının ucuna sürüyor ve bu okla vurdukları avlar bir iki dakika içinde morararak ölüyordu. Kürarın kalp kası hariç çizgili kasları, sinir-kas bağlantısını bloke ederek felç ettiği ortaya çıkınca; kurbanın bilinci açık, kalbi çalışır durumda, sadece nefes alamadığı için öldüğü anlaşıldı. Çizgili kas gevşemesi batın içi ameliyat yapmayı mümkün kılacak bir gelişmeydi, fakat aynı esnada solunumun da yapay olarak sağlanması ancak 20. yy ortalarında gerçekleşti. Geliştirilen özel donanımlarla nefes borusuna takılan solunum tüpü bir asistanın veya bir solunum cihazının hastaya hava, oksijen ve narkoz gazları pompalaması suretiyle “asiste” solunum sağlanıyor, bu esnada ilaçlar aracılığıyla bilinci kapanan ve ağrı duyması engellenen hastaya her türlü cerrahi girişim uygulanabiliyordu.

http://www.sdplatform.com/Dergi/987/Anestezi-yahut-bana-narkoz-dokunuyor.aspx

Tarz: Tarihçe ve hikayecik

Konunun tarihçesini anlatması yönüyle tarihçe dedim, bunu salt tarihler üzerinden yapmadığı hikayeleştirdiği için tam hikayecik'ten kastımız bu olmasa da hikayecik diye de eklemek istedim. Bence konunun tarihçesine girmek hem de bunu bilimsel ama anlaşılır şekilde, hikayeleştirerek sunmak okuyucu için oldukça zevkli. Hem yazının okunabilirliği açısından hem de geçmişten şimdiye bir bakış imkanı sağlaması yönüyle. Tıpla sağlıkla ilgili konuların ilk çıkışı ve serüveni oldukça ilgimi çektiğinden kendime en yakın hissettiğim ve etkileyici bulduğum yöntem bu sanırım :)

4. Ekonomik ve sosyal şartlar, gündüz çalışmanın yanı sıra, gece saatlerini de içeren vardiyalı sistemde (shift-work) çalışmayı gerektirebilmektedir. Sağlık çalışanları, güvenlik görevlileri, fabrika işçileri, telekomünikasyon görevlileri, ulaşım ve eğlence gibi birçok sektörde çalışanlar vardiyalı sistemde çalışmak zorundadırlar. Vardiyalı çalışanlar, uyku-uyanıklık döngüsündeki bozulma ve alışılmış çalışma ve sosyal yaşamının dışına çıkılmasından ötürü pek çok fiziksel ve ruhsal sorunlarla karşı karşıyadırlar (1). Avrupa’da her beş çalışandan biri vardiyalı sistemde çalışmaktadır ve vardiyalı sistemde çalışan her beş bireyden biri, bu çalışma sisteminin getirdiği zorluklar sebebiyle işi bırakmaktadır (2). Değişen sosyal şartlar, artan gelir düzeyi, işverenin tercihi, teknolojik değişimler, rekabet ortamı gibi çeşitli nedenlerden dolayı gece çalışmak, giderek daha yaygın hale gelmektedir (3).

http://www.dusunenadamdergisi.org/tr/TMakaleDetay.aspx?MkID=81

Tarz: Herkesçe malum bir durumun özetle ortaya konması

İlk cümlelerden hareketle tarzına böyle dedim ama devamındaki atıflar alıntı imiş gibi de düşündürmedi değil. Konunun bildiği bir şey üzerinden gitmesi okuyucu için anlaşılabilirlik vs yönünden rahatlatıcı olabilir. Konunun aşikarlığını yaygınlığını ortaya koymak yazarın yorum yapabilirliğini de artırıyor sanki.

5. Doğum olayı önemli biyolojik, psikososyal ve ekonomik değişþimlerin görüldüðü bir dönemdir. Kendell ve arkadaþlarýnýn (1987) çalýþ- masýnda postpartum kadýnlarda psikiyatrik yatýþlarýn belirgin oranda arttýðý gösterilmiþtir. Bir diðer çalýþma kadýnlarýn tüm psikiyatrik yatýþlarýnýn %12.5'e varan oranýnýn postpartum dönemde olduðunu ortaya koymuþtur (Duffy 1983). Postpartum dönemde duyarlýlýðýn arttýðý tarihsel olarak bilinmesine ve geleneksel olarak tablonun þiddetini yansýtan; postpartum hüzün (blues), postpartum depresyon (PPD) ve postpartum psikoz þeklinde 3 kategoriye ayrýlmasýna rað- men (Steiner ve Yonkers 1998), gözardý edilmiþ bir konu olup; postpartum baþlangýçlý akýl hastalýðý kavramýnýn resmen tanýnmasý yakýn geçmiþte olmuþtur. Halen DSM-IV'de mizaç bozukluklarý kapsamýnda semptomlarýn doðum sonrasý ilk 4 hafta i- çinde baþladýðý "postpartum baþlangýçlý" grup tanýmlanmaktadýr (APA 1994)

http://cty.com.tr/files/journals/4/67.pdf

Tarz: Tanım, Alıntı

İlk cümle tanım sonrası alıntı'ya giriyor galiba. Sıkıcı bir başlangıç gibi daha etkileyici bir giriş kullanılabilir sanki.